Gölgeler: İyi İnsan – Kötü İnsan İkiliğinin Ötesinde, Olanı Kabul Etmek
Share
Hayatımız boyunca çoğumuz “iyi bir insan” olmaya çalışırız. Doğru olanı yapmak, kimseyi incitmemek, uyumlu ve anlayışlı olmak… Peki bu çabanın altında neleri sakladığımızı hiç düşündünüz mü?
Carl Jung’un psikoloji kuramında gölge, kişinin kendinde görmek istemediği, bastırdığı ya da reddettiği tüm yönleri ifade eder. Aile dizimi ve gölge çalışması perspektifinden bakıldığında ise gölge; yanlış olan bir parça değil, sistemde dışarıda bırakılmış bir alandır.
Bu yazıda, “iyi” ve “kötü” insan tanımlarının ötesine geçerek, olanı olduğu gibi kabul etmenin neden iyileştirici olduğunu ele alıyoruz.
Persona: Topluma Gösterdiğimiz Yüz
Persona, Latince kökenli bir kelimedir ve “maske” anlamına gelir. Hepimizin topluma sunduğu bir yüzü vardır. İşte, ilişkilerde, aile içinde farklı roller üstleniriz. Bu maskeler iletişim için gereklidir; sorun, maskeyi kimliğimiz sanmaya başladığımızda ortaya çıkar.
Kişi kendini yalnızca “iyi”, “fedakâr” ya da “dürüst” olarak tanımladığında; bu tanıma uymayan tüm insani dürtüler bilinçdışına itilir. Öfke, bencillik, kıskançlık, hırs gibi yönler bastırılır. Ancak bastırılan hiçbir şey yok olmaz; gölgede yaşamaya devam eder.
Gerçek bütünlük, sadece kabul edilen yönlerden değil; reddedilen parçaların da varlığına izin vermekten geçer.
İyi ve Kötü İkiliğinin Ötesine Geçmek
Toplumun dayattığı “iyi insan” ideali, çoğu zaman kişinin kendi karanlığıyla temasını keser. Jung’a göre gölge yalnızca olumsuz niteliklerden oluşmaz. Cesaret, güç, yaratıcılık ve bilgelik gibi özellikler de bazen bastırılabilir. Bunlara “altın gölge” denir.
Bir insan kendini sürekli iyi olarak konumlandırıyorsa, sistemde mutlaka “kötü” olarak etiketlediği bir parça vardır. Bu parça bazen bir başkası, bazen bir ata, bazen de kendi içindeki bir yön olabilir.
Aile dizimi perspektifinde şifa, kurban rolünde kalmakla değil; sistemde dışlanan failin, suçlunun ya da “kötü” ilan edilenin de yerinin tanınmasıyla başlar. Çünkü dışlanan her şey, sistemde bir gerilim yaratır.
Olanı Kabul Etmenin Şifası
Aile diziminin temel prensiplerinden biri şudur: Kimseyi ve hiçbir şeyi dışlamamak.
“Bu olmamalıydı” demek yerine, “olan oldu” diyebilmek sinir sistemini sakinleştirir.
Zihin sürekli neden-sonuç ilişkisi kurmaya çalışır. Ruh ise olanı zaten bilir. Kabul, yaşananı onaylamak değildir; yaşananın gerçekliğine direnmemektir.
Kendimizi ya da başkalarını bağışlamak, eksik olanı tamamlamak anlamına gelmez. Annenin, babanın ya da hayatın verdiği kadarına “tamam” diyebilmek; yetişkin bir duruşun temelidir.
Gölgeyle Barışmak: Bireyselleşme Süreci
Gölgesiyle temas eden bir insan, hayatla daha az savaşır. İçindeki “kabul edilemez” olarak etiketlenen parçaya bakabildiğinde, savunmalar yumuşar ve gerçek sorumluluk alanı açılır.
Jung’un bireyselleşme dediği süreç, iyi ya da kötü olmaya çalışmak değil; bütün olmayı seçmektir. Kendi karanlığına bakabilen biri, başkalarının karanlığından da korkmaz.
Unutmayın; çoğu zaman aradığınız cevap, bakmayı en az istediğiniz yerdedir.
Sonuç: Şifa, Mükemmel Olmak Değil, Bütün Olmaktır
Gölge çalışması; kendini düzeltme, arındırma ya da “daha iyi biri olma” çabası değildir. Aksine, insan olmanın tüm yönlerine yer açma pratiğidir.
İyi insan ya da kötü insan olmaktan öte, gerçek ve bütün bir insan olmayı seçtiğinizde; hayatın ritmiyle daha uyumlu bir ilişki kurmaya başlarsınız.
Aile dizimi ve gölge çalışmaları, bu kabul alanını güvenli bir çerçevede deneyimlemek isteyenler için derin bir farkındalık sunar. Çünkü bazen iyileşme, bir şeyi değiştirmekten değil; onu ilk kez olduğu haliyle kabul etmekten geçer.