İnsan, En Çok Birbirine İyi Gelir

İnsan, En Çok Birbirine İyi Gelir

Uzun zamandır bize aynı hikâye anlatılıyor.


“Kendini geliştir.”

“Daha güçlü ol.”

“Kimseye ihtiyaç duyma.”

“Her şey senin elinde.”


İlk bakışta ilham verici görünen bu cümleler, zamanla görünmez bir yük bırakıyor omuzlarımıza.


Çünkü başarısız olduğumuzda da, yorulduğumuzda da, tükenmiş hissettiğimizde de tek sorumlunun kendimiz olduğuna inanıyoruz.


Oysa belki de en büyük yanılgımız tam burada başlıyor.


İnsan, doğası gereği tek başına var olmak üzere tasarlanmış bir canlı değil.


Biz ilişki kurarak gelişen, bağ kurarak güçlenen, güven içinde açan bir türüz.


Ve bunu bugün yalnızca kadim öğretiler değil, psikoloji ve nörobilim de söylüyor.



Sinir sistemi üzerine çalışan nörobilimci Stephen Porges, Polivagal Teorisi’nde çok temel bir şeyden bahseder:


Sinir sistemimiz gün boyunca farkında olmadan tek bir sorunun cevabını arar:


“Güvende miyim?”


İlginç olan şu ki bu sorunun cevabını yalnızca bulunduğumuz ortamdan almayız.


Bir yüz ifadesinden…


Yumuşak bir ses tonundan…


Yanımızda sakin kalabilen bir insandan da alırız.


Bu yüzden bazen biri “Geçecek.” dediği için değil; sadece yanımızda kaldığı için nefesimiz yavaşlar.


Kalbimiz sakinleşir.


Bedenimiz sonunda alarmı kapatır.


Çünkü sinir sistemi önce güveni hisseder, sonra iyileşmeye başlar.



Bağlanma üzerine yapılan onlarca araştırma da aynı gerçeği gösteriyor.


Bir bebek, kendi sinir sistemini tek başına düzenleyemez.


Önce annesinin, babasının ya da bakım veren kişinin sakinliğini ödünç alır.


Onların sesiyle yatışır.


Onların temasıyla dünyayı güvenli öğrenir.


Aslında yetişkin olduğumuzda bu ihtiyaç tamamen ortadan kalkmaz.


Sadece şekil değiştirir.


Bugün de zor zamanlarda bize gerçekten iyi gelen şey çoğu zaman bir tavsiye değildir.


“Bunu düşünme.”


“Pozitif ol.”


“Geçer.”


değildir.


Bize iyi gelen, yükümüzü hemen çözmeye çalışmayan ama onu bizimle taşıyan birinin varlığıdır.



Belki de bu yüzden eski toplumlar iyileşmeyi hiçbir zaman bireysel bir mesele olarak görmedi.


Bir doğum bütün köyün sevinciydi.


Bir yas yalnız tutulmazdı.


Bir hastalık sadece hastanın yükü değildi.


Sofralar paylaşılırdı.


Ateşler birlikte yakılırdı.


Şarkılar birlikte söylenirdi.


Çünkü insanlar şunu biliyordu:


Acı paylaşıldığında sadece hafiflemez.


İnsan, yeniden hayata bağlanır.


Bugün buna “topluluk desteği” diyoruz.


Onlar ise buna sadece yaşam diyordu.



Modern hayat bize bağımsız olmayı öğretti.


Ama bazen bağımsızlık adına, birbirimize yaslanmayı unuttuk.


Yardım istemekten çekindik.


Kırılganlığımızı sakladık.


Her şeyi tek başımıza çözmeye çalıştık.


Sonra da neden bu kadar yorulduğumuzu anlamaya çalıştık.


Belki de mesele güçlü olmamak değildi.


Belki mesele, hiçbir insanın tek başına bu kadar yük taşımak için yaratılmamış olmasıydı.



Psikolog Corey Keyes’in “flourishing” yani çiçek açmak kavramı da tam burada anlam kazanıyor.


Gerçek iyilik hâli yalnızca bireysel başarıyla açıklanamıyor.


Araştırmalar gösteriyor ki; aidiyet hissi, güven ilişkileri, anlamlı bağlar ve karşılıklı destek, insanların ruhsal iyi oluşunu en güçlü biçimde besleyen etkenler arasında yer alıyor.


Çünkü insan, yalnızca kendi çabasıyla değil; içinde bulunduğu iklimle de büyüyor.


Nasıl ki en verimli toprakta bile güneş, su ve mevsim olmadan bir çiçek açmıyorsa…


İnsan da sevgi, güven ve ait hissetmeden tam anlamıyla serpilemiyor.



Belki de uzun zamandır yanlış soruyu soruyoruz.


“Kendimi nasıl daha güçlü yaparım?” yerine…


“Kendimi yanında güvende hissedeceğim insanları nasıl çoğaltırım?” diye sormamız gerekiyor.


Çünkü ruhun en büyük ihtiyacı kusursuz olmak değildir.


Görülebilmektir.


Duyulabilmektir.


Yargılanmadan var olabilmektir.


Ve gerektiğinde sessizce birinin omzuna yaslanabilmektir.



Belki de iyileşmek, tek başına çıktığımız bir dağın zirvesine ulaşmak değildir.


Belki iyileşmek;


Bir sofrada uzun uzun oturabilmektir.


Bir dostun sessizliğinde dinlenebilmektir.


Yükünü paylaşırken suçluluk hissetmemektir.


Ve en önemlisi, şu gerçeği yeniden hatırlamaktır:


İnsan, en çok birbirine iyi gelir.


Çünkü bazı yaralar zamanla değil…

Güvenle iyileşir..

Sab Deniz Uzun

Bloga dön

2 yorum

İnsanın bedeniyle,ruhuyla,zihniyle var olan bir varlık olduğunu ve bu bütünlüğü sağlamanın yolunu;yine hem ruha hem bedene hem zihne temas ederek aktaran harika bir yazı..İçimde bir süredir adı konulamayan yere ışıklar yaktı,çok teşekkür ederim kıymetli hocam..

Hande Çakır

Ruhumuza ne güzel dokunuyorsunuz. Sizi dinlemek kadar yazılarınızı okumakta farkındalık yaratıyor, huzur veriyor. Yüreğinize, kalemize sağlık…

Sibel Erdem

Yorum yapın