İçimizdeki Kalabalık: Bizi Zorlayan Parçalar Aslında Neyi Korumaya Çalışıyor?
Share
Bazen aynı anda iki zıt şeyi isteriz.
Bir yanımız “Git, hayatını değiştir” derken başka bir yanımız “Sakın, güvende kal” diye fısıldar. Bir yanımız yakınlık isterken, biri bize gerçekten yaklaştığında geri çekilebiliriz. Dinlenmeye ihtiyacımız olduğunu biliriz ama çalışmayı bıraktığımız anda huzursuz olabiliriz.
Sonra bütün bu çelişkilerin ortasında kendimize kızarız:
“Ben neden böyleyim?”
İçsel Aile Sistemleri yaklaşımı şu soruyu değiştirmeyi önerir:
“İçimde bunu yapan taraf neyi korumaya çalışıyor?”
Bu küçük değişiklik, kendimizle kurduğumuz ilişkinin yönünü değiştirebilir.
İçimizde gerçekten birden fazla “ben” mi var?
Parça sözcüğü, insanın birden fazla kişiliğe sahip olduğu anlamına gelmez. Hepimizin farklı durumlarda öne çıkan duygu, düşünce ve davranış örüntülerini anlamlandırmak için kullanılan bir metafordur.
İçimizde başarılı olmak isteyen bir taraf bulunabilir.
Başka bir taraf başarısız olmaktan korkabilir.
Bir taraf sevilmek isterken başka bir taraf, yeniden incinmemek için kimseyi fazla yaklaştırmak istemeyebilir.
Koroyucu /yönetici parçalar, sürgünler ve itfaiyeciler üzerinden anlamlandırır. Sakinlik , merak, şefkat ve açıklık gibi niteliklerle ilişkilendirdiği bir merkez vardır.
(Hadi gelin kurgusal vakalarla konuya bakalım )
Her şeyi kontrol eden Deniz
Deniz, 38 yaşında ve işinde oldukça başarılı biri.
Toplantılara herkesten önce hazırlanıyor. Gönderdiği bir e-postayı birkaç kez kontrol ediyor. Bir işi başkasına devrettiğinde rahat edemiyor.
Çevresinden sık sık şu cümleyi duyuyor:
“Her şeyi kontrol etmek zorunda değilsin.”
Deniz de bunun farkında.
Fakat kontrolü bırakamıyor.
Çünkü kontrolün altında başka bir hikâye var.
Çocukluğunda evde ne zaman tartışma çıkacağını kestiremediği, yetişkinlerin ruh halini sürekli takip etmek zorunda kaldığı dönemler yaşamış olsun.
Çocuk zihni zamanla şöyle bir sonuç geliştirmiş olabilir:
“Her şeyi önceden fark edersem kötü bir şey olmasını engelleyebilirim.”
Yıllar sonra koşullar değişmiştir ama koruyucu strateji görevine devam eder.
Dışarıdan baktığımızda buna “kontrolcülük” diyebiliriz.
Derine baktığımızda ise başka bir soru belirir:
“Kontrol eden taraf, kontrolü bıraktığında ne olacağından korkuyor?”
Belki cevabı şudur:
“Hazırlıksız yakalanırsak güvende olmayız.”
Burada amaç kontrol davranışını romantikleştirmek veya her davranışı geçmişe bağlamak değildir. Ama davranışın ardındaki işlevi merak etmek, kişinin kendisine yalnızca eleştiriyle yaklaşmasının önüne geçebilir.
Vaka 2 — Herkese “evet” diyen Ece
Ece’nin çevresindeki insanlar onu “çok iyi biri” olarak tanımlıyor.
Kim yardım isterse koşuyor.
İstemediği halde davetlere gidiyor.
Yorgun olsa bile “Hayır” diyemiyor.
Fakat geceleri yalnız kaldığında içinde büyük bir öfke hissediyor:
“Neden herkes benden bir şey istiyor?”
İlk bakışta problem sınır koyamamak gibi görünüyor.
Fakat Ece’nin içinde çalışan koruyucu tarafın cümlesi başka olabilir:
“İnsanları memnun edersem beni bırakmazlar.”
Çocuklukta sevginin uyumlu olmak, sorun çıkarmamak veya başkalarının ihtiyaçlarını karşılamakla bağlantılı hissedildiği bir ortamda yetişen biri için “hayır” kelimesi yalnızca iki harften oluşmayabilir.
Sinir sistemi için “hayır” demek;
“Beni sevmezler.”
“Bana kızarlar.”
“Yalnız kalırım.”
anlamlarına yaklaşabilir.
Bu durumda yetişkin Ece “evet” derken, geçmişte yalnız kalmaktan korkmuş daha genç bir tarafını koruyor olabilir.
burada kişiye hemen “Sınır koy!” demeden önce şu soruyu sordurabilirsiniz:
“Hayır dersem ne olacağından korkuyorum?”
Bazen sınır koymayı öğrenmenin başlangıcı, sınırı neden koyamadığımızı anlamaktır.
Vaka 3 — Bir mesajın ardından gelen sessizlik
Mert, hoşlandığı kişiye mesaj gönderiyor.
Mesaj görülüyor.
Cevap gelmiyor.
On dakika geçiyor.
Bir tarafı şöyle diyor:
“İşi vardır, bekle.”
Başka bir taraf hemen devreye giriyor:
“Kesin senden soğudu.”
Ardından üçüncü bir taraf:
“Bir daha mesaj atma. Hatta sen uzaklaş.”
İşte tek bir olayın içinde üç farklı içsel hareket görüyoruz.
Yakınlık isteyen taraf…
Terk edilmekten korkan taraf…
Ve incinmeden önce ilişkiyi keserek kişiyi korumaya çalışan taraf…
Mert birkaç saat sonra soğuk bir mesaj gönderiyor:
“Boş ver, önemli değildi.”
Dışarıdan bakıldığında bu davranış ilgisizlik veya gurur gibi görünebilir.
Oysa içerideki mekanizma şu olabilir:
“Beni terk etme ihtimalin varsa önce ben uzaklaşayım.”
Burada koruyucu tarafın amacı ilişkiyi sabote etmek değildir.
Amacı acıyı önlemektir.
Fakat dün işe yarayan bir korunma yöntemi bugün yakınlığın önündeki en büyük engellerden birine dönüşebilir.
“Sürgün” dediğimiz taraflar
bazı kırılgan parçalar “sürgün” olarak adlandırılabilir.
Bunlar utanç, yalnızlık, değersizlik, korku veya reddedilme gibi yoğun duyguları taşıyan taraflarımız olabilir.
Örneğin çocukken sürekli eleştirilen biri, yıllar sonra küçük bir hatada bile yoğun biçimde:
“Ben yetersizim.”
diye hissedebilir.
Yetişkin zihni bunun yalnızca küçük bir hata olduğunu bilir.
Ama içerideki daha genç taraf için mesele hata değildir.
Eski bir duygu yeniden canlanmıştır.
Bu nedenle bazen bugünkü olayın büyüklüğü ile verdiğimiz tepkinin büyüklüğü birbirine uymaz.
Belki de bugün yaşanan olay yalnızca eski bir yaranın kapısını çalmıştır.
Peki “itfaiyeciler” ne yapıyor?
dikkat çekici kavramlardan biri de “itfaiyeci” parçalardır.
Adından anlaşılacağı gibi amaçları yangını söndürmektir.
Fakat burada yangın dışarıda değil, içeridedir.
Yoğun utanç, yalnızlık, korku veya acı yükseldiğinde kişi bundan hızla uzaklaşmak isteyebilir.
Saatlerce sosyal medyada dolaşmak…
Kendini sürekli işle meşgul etmek…
Kontrolsüzce yemek…
Öfkeyle patlamak…
Dürtüsel alışveriş yapmak…
Bir ilişkiden aniden kaçmak…
Bunların her biri farklı nedenlerle ortaya çıkabilir ve tek başına açıklanamaz. Ancak bazı kişilerde bu davranışlar, zor bir duygudan hızlıca uzaklaşmanın yolu haline gelebilir.
Örneğin Selin, kendisini değersiz hissettiren bir konuşmadan sonra telefonunu eline alıp iki saat boyunca sosyal medyada dolaşıyor olsun.
Sonrasında kendisine kızıyor:
“Yine iki saatimi çöpe attım.”
merak edilebilecek soru ise şudur:
“Telefonu eline aldığın anda hangi duygudan uzaklaşmaya çalışıyordun?”
Belki problem yalnızca telefon değildir.
Telefon, içerideki yangının üzerine tutulan geçici bir hortumdur.
Kendimizle savaşmayı bırakırsak ne olur?
En güçlü fikirlerinden biri burada ortaya çıkıyor.
Çoğumuz değişmeye kendimize savaş açarak çalışıyoruz:
“Bu huyumdan kurtulmalıyım.”
“Bu kadar hassas olmamalıyım.”
“Niye sürekli düşünüyorum?”
“Niye yine kaçıyorum?”
“Niye hayır diyemiyorum?”
Fakat bizi korumaya çalışan bir parçaya saldırdığımızda, onun daha fazla direnmesi şaşırtıcı değildir.
Peki farklı bir dil kullansak ?
“Beni neden koruyorsun?”
“Bunu yapmasaydın ne olacağından korkuyorsun?”
“Bu görevi ne zamandan beri taşıyorsun?”
“Şu anda benden neye ihtiyacın var?”
Bu yaklaşım davranışlarımızın sonuçlarından sorumlu olmadığımız anlamına gelmez. Öfkemizin bir nedeni olması, başkasını incitmeyi haklı çıkarmaz. Geçmişimizi anlamak, bugünkü davranışlarımızın sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.
Tam tersine amaç, davranışı mazur görmekten çok onu değiştirebilecek kadar iyi anlamaktır.
Belki de mesele “kötü taraflarımızdan” kurtulmak değildir
Mükemmeliyetçi tarafın seni başarısızlıktan korumaya çalışıyor olabilir.
Herkesi memnun eden tarafın reddedilmekten korkuyor olabilir.
Kontrolcü tarafın belirsizlik karşısında güvenlik yaratmaya çalışıyor olabilir.
Uzaklaşan tarafın yeniden incinmeni önlemek istiyor olabilir.
Sürekli güçlü görünen tarafın, kırılganlığının görülmesinden korkuyor olabilir.
Bu parçaların kullandığı yöntemler bugün sana zarar veriyor olabilir.
Ama bu, onların başlangıçtaki niyetlerinin kötü olduğu anlamına gelmez.
Daha kapsayıcı bakış burada ne olur ?
“Bende ne yanlış?” yerine “İçimde ne yaşanıyor?”
sorusunu sorabilmek.
Çünkü insan bazen kendisini değiştirmek için yıllarca kendisiyle savaşır.
Oysa dönüşümün başlangıcı savaşmak değil, merak etmek olabilir:
“İçimdeki bu taraf kaç yaşında?
Neden bu kadar korkuyor?
Ve benden bugün neye ihtiyacı var?”
Belki de iyileşmek, içimizdeki bütün sesleri susturmak değildir..
Peki bunları anlayıp dönüştürmek için nasıl bir hayat yaşamaya ihtiyaç duyuyorsun?
ThetaHealing®️ Basic DNA eğitimi; bilinçaltındaki sınırlayıcı inançları fark etmeyi, dönüştürmeyi ve yerine sana hizmet eden yeni inançlar yerleştirmeyi öğrenebileceğin bir başlangıç programıdır.
✨ Kendini daha yakından tanımak
✨ Sınırlayıcı inançlarını keşfetmek
✨ Duygusal kalıplarını fark etmek
✨ ThetaHealing®️ tekniğinin temel uygulamalarını öğrenmek
✨ Kendi üzerinde çalışmaya başlamak
için güçlü bir başlangıç yapabilirsin.
Değişim, önce neyi değiştirmek istediğini fark etmekle başlar.
04/05/06 Eylül’de birlikteyiz..
Saba Deniz Uzun 🍎