Göçün Kadın Üzerindeki Etkileri

Göçün Kadın Üzerindeki Etkileri

Göç sadece bir taşınma değildir.
Bir bavula sığdırılmış hayat, yarım kalmış vedalar ve çoğu zaman söylenmemiş bir vedadır.

Ve çoğu hikâyede kadın…
Hem giden hem taşıyan hem de sessizce güçlü olmak zorunda kalan kişidir.

Bert Hellinger’in geliştirdiği aile dizimi yaklaşımına göre göç, aile sisteminde büyük bir kırılmadır. Çünkü göç; kökten kopuş, yas ve aidiyet meselesidir.

🌱 1. Aidiyetin İncelmesi

Göç eden kadın çoğu zaman iki yer arasında kalır.

Bir tarafında doğduğu toprak, dili, annesi…
Diğer tarafında çocuklarının geleceği, yeni bir hayat, yeni bir düzen.

Ama iç dünyasında şöyle bir cümle dolaşır:

“Ben nereye aitim?”

Ne tam geldiği yere dönebilir
Ne de gittiği yerde tamamen yerleşebilir.

Bu “arada kalmışlık” hissi yıllarca sürebilir.

🌫 2. Tutulmayan Yas

Göç ederken kimse durup şunu sormaz:

“Sen ne kaybettin?”

Evini, komşularını, çocukluk sokaklarını, hatta kendi eski halini…

Ama çoğu kadın güçlü olmak zorunda hisseder.

“Şükretmeliyim.”
“Çocuklar için katlanmalıyım.”

Ve yas tutulmaz.

Aile dizimine göre tutulmamış yas sistemde donup kalır.
Sonra da:
 • Nedensiz bir hüzün
 • İç sıkıntısı
 • Yorgunluk
 • Anlamsız ağlama isteği

olarak kendini gösterir.


Ayşe 32 yaşında.
Evlendikten sonra başka bir ülkeye göç etmiş.

Dışarıdan bakınca güçlü bir kadın:
Dil öğrenmiş, çalışıyor, iki çocuğu var.

Ama çalışmaya şu cümleyle geldi:

“Hiçbir yere ait hissetmiyorum.”

Annesini çok özlüyor ama bunu dile getirmiyor.
Geri dönmek istemiyor ama burada da kök salamıyor.

Aile dizimi çalışmasında ortaya çıkan şey şuydu:

Ayşe’nin anneannesi de genç yaşta zorunlu göç yaşamış.
Anneannesi hiç konuşmamış, hep güçlü durmuş.

Ayşe farkında olmadan aynı “sessiz güçlü kadın” rolünü taşıyordu.

Dizim sırasında Ayşe şunu söyledi:

“Anneanne, senin yaşadığın göç sana ait.
Ben senin kaderini taşımak zorunda değilim.”

O an ağladı.
İlk defa gerçekten ağladı.

Sonraki çalışmalarda söylediği şey şuydu:

“Artık iki yere de ait olabileceğimi hissediyorum.”

Çünkü mesele geri dönmek ya da kalmak değildi.
Mesele kökü inkâr etmeden yeni yere “evet” diyebilmekti.

Rol Değişimi ve Yük

Göçten sonra kadın genelde:
 • Kültürü koruyan kişi olur
 • Çocukları adapte eden kişi olur
 • Eşi ayakta tutan kişi olur

Yani görünmez direk haline gelir.

Ama kim onun omzuna dokunur?

Bazen eşine anne olur.
Bazen çocuğuna arkadaş olur.
Kendi kadınlığı geri planda kalır.

Bu da ilişkide uzaklaşma ve içsel yalnızlık yaratabilir.

Kuşaklar Arası Aktarım

Göç travması konuşulmazsa çocuklara geçebilir.

Kız çocuk:
 • Aşırı güçlü olur
 • Kimseye yaslanamaz
 • Kontrolü bırakmakta zorlanır

Erkek çocuk:
 • Aidiyet sorunu yaşayabilir
 • Sürekli taşınma isteği duyabilir

Aile diziminde buna “sistemik sadakat” denir.
Yani kişi, atalarının yarım kalan hikâyesini tamamlamaya çalışır.

🌸 Değişim Nerede Başlar?

Gelişim şurada başlar:
 • “Evet, zor oldu.” demekle
 • Kaybı kabul etmekle
 • Anneyi, anneanneyi onurlandırmakla
 • Eski yere teşekkür edip yeni yere bilinçli bir “evet” demekle

Göç eden kadının içsel cümlesi şuna dönüşebilir:

“Köklerim orada.
Hayatım burada.
İkisi de bana ait.”
Saba Deniz Uzun♥️
Bloga dön

Yorum yapın